-Göründüğü gibi değil, açıklayabilirim!
Enerjimin, el ve ayak parmak uçlarımdan çekildiğini hissediyorum.
Bu yorgunluk değil, yo hayır olmaz, bu başka bir durum. 12 saat çalışıp, 3 saatini yola veriyorsun, 6 saat uyuyorsun. Geri kalan 3 saat içinde( bi saniye;12+3=15+6=21 24-21=3 hah tamam) annen ve kız kardeşin senden ilgi alâka bekliyor, abla benimle konuşmuyorsun, kızım artık hiç konuşmuyoruz cümleleri.. Beste zaten 5 karış suratla karşılıyor beni çoğu zaman..
Sonra, dostlarım var, hayatlarını facebook ve msn üzerinden sıkıştırarak öğrendiğim. Zira telefon kullanan ama ona bile vakti olmayan bir insan oldum çıktım. Hayatları değişiyor, dönüm noktalarında oluyorlar, ben klavye başında akıl veren bir tip. Sitem etmesinler de ne yapsınlar?
Sonra, arkadaşlarım var, beni sevgili yapıp ortadan kayboldum sanıyorlar! Gülüyorum tabi. Açıklamaya çalışıyorum, -Abi gelmeyi çok isterim de zamanım yok ki.. , şeklinde. Bir bir umudu kesiyorlar zaten, aramıyorlar artık, arasalar bile genelde telefonu duymuyorum..
Sonra bir patronum var, hatta iki patronum var, beni spor ayakkabı ve kot ile görmekten sıkılmış. Eh evet, kıyafet zorunluluğu yok ama, psikolojik baskılarına ne demeli?
Bakımlı olmak zorunda-yım!
Saçım, tırnaklarım, kıyafetlerim.. İşin yok, vaktin çok ya Ezgi, her gün ojenin rengini değiştir, gömlek ütüle, pantolon(kumaş !) ütüle, 5:30 da uyan, saçlarına dalga ver Ezgi, topuklu ayakkabının türü ve rengine göre çanta tak Ezgi.. Domal Ezgi..
Sonra bir İrem Ezgi var, kitap okuyan, yeni çıkan albümleri dinleyen, vizyon takip eden, eksisozluk bakan, eski sevgililerini hatırlayıp, içip sarhoş olmak isteyen, Beşiktaş transferlerine kafa atmak isteyen, lost'un finalini "hala" izlememiş olan.. Kendini özleyen..
Ya.. Böyle iken böyle..
Kızılmasın bana boşuna.
Ben hepinizin yerine kızıyorum zaten bu kıza ..
:*



