Hayat, geri gelir.
Meğer kalbimin atışı, yükselen tansiyonummuş.
23 yaşımda tansiyonum yükselsin evet.
Bugüne kadar herhangi bir şey, kişi, kurum, olay yüzünden, hissettiklerimi ve yaşadıklarımı yazmama engel olmadı, olamaz zaten!
Beni mutlu ettiğinde, egonu okşayan kelimelerim, kırbaç gibi geliyorsa bugün sana, burada suçu parmaklarıma atamazsın.
----
Bugün çok saçma duygularla geçti. -Noluyor ya ölecek miyim, kalbim ağzımda atıyor! 'dan tut, allahım sen soktun sen çıkara kadar geniş bir yelpazeye sahiptim.
Didem aradı, evlenecek olan, nikah şahidi ben olan işte.
-Buluşalım? -Tamam :)
Evden çıkmam lazımdı, duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Geldiler. Kaan arkada, biz bıcır bıcır 10 saniyede bir farklı konuya geçerek, oturacağımız yere gitmeyi beklemeden başladık dedikoduya.
Sonra parmağımla gösterdim,
-Bak, şurada duruyor.
-Öndeki mi?
-Evet.
Evet işte.
Oturduk. Kafam dağıldı. O kadar çok işleri var ki, evlenmek kolay değil biliyorum da, insan sinir sahibi olur. Halısı mobilyası, evin kirası boyası.
Vakit nasıl geçti, bilemedik.
Sonra kalktık.
Ben denize kenarına geçtim..
Hüzünüm vardı, denize dökmek istedim.
Ama insanlara bayramdı. Mutlulardı ve her yerdeydiler.
Bayram bile olsa insanlar mutsuz olabilirlerdi, bu kadar kalabalık ve mutlu olmamalıydı deniz kenarları.
Az insanların olduğu bir yer aradım. Gözüme bir yer kestirdim, iskelenin ilerisinde.
Bir çift turistin uzak yakınına oturdum. Dilimizi bilmediklerini hayal edip, hüznüme de yabancı kalırlar diye yetindim.
Bir sigara, tabii ki yaktım.
Kulağımda Aylin, ışıl ışıl şehrin insancıklarına baktım boş boş bu şarkıyla. http://fizy.com/#s/1agr7t
Açın o şarkıyı, öyle okuyun. Ne hissettiğimi daha iyi anlayacaksınız okudukça.
Sonra,
Kendimi hiç düşünmedim.
Onu hiç düşünmedim.
Hayatı düşündüm. Bir kaç dakika sadece şehri sevmemeye çalıştım.
Sonra, birisi dokunsa ne güzel ağlarım diye iç geçirdim, kimse dokunmadı.
Yürüdüm sahilden, durağa gittim, otobüsüm geldi, bindim.
Otobüs kanımdan daha hızlı gidiyordu, kaldıramadım, indim Konak'ta.
Göztepe, Güzelyalı..Yürüdüm.
Sahilde balık tutan genç yaşlı bir sürü insan vardı.
Bir banka oturdum bir süre sonra. 17 yaşında bile olmayan oğlan çocuğunu kıskanıp,izlemeye başladım.
Totem yaptım bir de!
Balık tutarsa eğer...Neyse işte, başladım beklemeye. Kulağımda aynı şarkı, tekrar yapıyor.
Sağında solunda kim varsa 3. balığını tutarken, o hala boş çekiyordu.
15 dakika sonra kalktım, -Zaten bende şans olsa, diye söyleniyordu, içimden katıldım ona.
Yürümeye devam ettim.
Yorulmadım.
Bir kız gördüm, aynı benim küçüklüğüm. Benimde o yaşlarda çöp gibi kol ve bacaklarım vardı.
Ailesi önde, o arkada ilerliyordu, kendi kendine oyunlar oynayarak.
Benimle göz göze geldi, gözlerini benden ayırmadan "geri geri ilerlemeye" başladı.
Kalbim, göğüs kafesime vurdu!
Ben de öyle yürürsem, zaman geri akar mı? Ama üç beş gün değil, o kız kadar olana kadar, geri gitsem?
Olmaz.
Ayaklarım.
Hakkını ödeyemem.
Senelerdir hiç bıkmadan beni istediğim yere götürdü istediğim zaman.
Devam ettik ben ve ayaklarım.
Köprüye kadar gelmiştim bile.
El ele dolaşan bir çiftten yüz bulamadığı için bana doğru kuyruk sallayarak gelen bir köpek gördüm.
-Hiç bulaşma dostum, sevecek yerlerim ağrıyor bugün! diye tersledim onu zihnimden.
Anladı.
Boynunu büküp sola geçti.
Bense, tanıdık kimseyle karşılaşmamak adına, sahil tarafından yoluma devam ettim.
Sonra;
Biri dokundu omzuma.
Sıçrayarak döndüm, kulaklığımın birisini çıkarttım.
O.
Napıyorsun değil, naber değil, nasılsın değil, selam değil..
-Noldu sana? dedi.
Gülümsedim. -Naber? dedim.
Yineledi,
-Noldu sana?
-Çok mu belli?
-Hayır ama gözlerin parlamıyor, dedi.
Yine gülümsedim.
-Artık seninle böyle şeyler konuşamam, salla, senin ne işin var burda? dedim.
Bir şeyler söyledi ama, o sırada şarkının en güzel yerlerinden birini söylüyordu Aylin.
"Geçmişi bırak, yoluna bak"
Dinle-ye-medim onu.
Gülümsedim.
-Görüşürüz, dedim.
Ama o, omzuma dokunmuştu.
Dokunsalar,ağlayabilirdim.
Artık ağlayabilirdim aslında.
23 yaşımda tansiyonum yükselsin evet.
Bugüne kadar herhangi bir şey, kişi, kurum, olay yüzünden, hissettiklerimi ve yaşadıklarımı yazmama engel olmadı, olamaz zaten!
Beni mutlu ettiğinde, egonu okşayan kelimelerim, kırbaç gibi geliyorsa bugün sana, burada suçu parmaklarıma atamazsın.
----
Bugün çok saçma duygularla geçti. -Noluyor ya ölecek miyim, kalbim ağzımda atıyor! 'dan tut, allahım sen soktun sen çıkara kadar geniş bir yelpazeye sahiptim.
Didem aradı, evlenecek olan, nikah şahidi ben olan işte.
-Buluşalım? -Tamam :)
Evden çıkmam lazımdı, duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Geldiler. Kaan arkada, biz bıcır bıcır 10 saniyede bir farklı konuya geçerek, oturacağımız yere gitmeyi beklemeden başladık dedikoduya.
Sonra parmağımla gösterdim,
-Bak, şurada duruyor.
-Öndeki mi?
-Evet.
Evet işte.
Oturduk. Kafam dağıldı. O kadar çok işleri var ki, evlenmek kolay değil biliyorum da, insan sinir sahibi olur. Halısı mobilyası, evin kirası boyası.
Vakit nasıl geçti, bilemedik.
Sonra kalktık.
Ben denize kenarına geçtim..
Hüzünüm vardı, denize dökmek istedim.
Ama insanlara bayramdı. Mutlulardı ve her yerdeydiler.
Bayram bile olsa insanlar mutsuz olabilirlerdi, bu kadar kalabalık ve mutlu olmamalıydı deniz kenarları.
Az insanların olduğu bir yer aradım. Gözüme bir yer kestirdim, iskelenin ilerisinde.
Bir çift turistin uzak yakınına oturdum. Dilimizi bilmediklerini hayal edip, hüznüme de yabancı kalırlar diye yetindim.
Bir sigara, tabii ki yaktım.
Kulağımda Aylin, ışıl ışıl şehrin insancıklarına baktım boş boş bu şarkıyla. http://fizy.com/#s/1agr7t
Açın o şarkıyı, öyle okuyun. Ne hissettiğimi daha iyi anlayacaksınız okudukça.
Sonra,Kendimi hiç düşünmedim.
Onu hiç düşünmedim.
Hayatı düşündüm. Bir kaç dakika sadece şehri sevmemeye çalıştım.
Sonra, birisi dokunsa ne güzel ağlarım diye iç geçirdim, kimse dokunmadı.
Yürüdüm sahilden, durağa gittim, otobüsüm geldi, bindim.
Otobüs kanımdan daha hızlı gidiyordu, kaldıramadım, indim Konak'ta.
Göztepe, Güzelyalı..Yürüdüm.
Sahilde balık tutan genç yaşlı bir sürü insan vardı.
Bir banka oturdum bir süre sonra. 17 yaşında bile olmayan oğlan çocuğunu kıskanıp,izlemeye başladım.
Totem yaptım bir de!
Balık tutarsa eğer...Neyse işte, başladım beklemeye. Kulağımda aynı şarkı, tekrar yapıyor.
Sağında solunda kim varsa 3. balığını tutarken, o hala boş çekiyordu.
15 dakika sonra kalktım, -Zaten bende şans olsa, diye söyleniyordu, içimden katıldım ona.
Yürümeye devam ettim.
Yorulmadım.
Bir kız gördüm, aynı benim küçüklüğüm. Benimde o yaşlarda çöp gibi kol ve bacaklarım vardı.
Ailesi önde, o arkada ilerliyordu, kendi kendine oyunlar oynayarak.
Benimle göz göze geldi, gözlerini benden ayırmadan "geri geri ilerlemeye" başladı.
Kalbim, göğüs kafesime vurdu!
Ben de öyle yürürsem, zaman geri akar mı? Ama üç beş gün değil, o kız kadar olana kadar, geri gitsem?
Olmaz.
Ayaklarım.
Hakkını ödeyemem.
Senelerdir hiç bıkmadan beni istediğim yere götürdü istediğim zaman.
Devam ettik ben ve ayaklarım.
Köprüye kadar gelmiştim bile.
El ele dolaşan bir çiftten yüz bulamadığı için bana doğru kuyruk sallayarak gelen bir köpek gördüm.
-Hiç bulaşma dostum, sevecek yerlerim ağrıyor bugün! diye tersledim onu zihnimden.
Anladı.
Boynunu büküp sola geçti.
Bense, tanıdık kimseyle karşılaşmamak adına, sahil tarafından yoluma devam ettim.
Sonra;
Biri dokundu omzuma.
Sıçrayarak döndüm, kulaklığımın birisini çıkarttım.
O.
Napıyorsun değil, naber değil, nasılsın değil, selam değil..
-Noldu sana? dedi.
Gülümsedim. -Naber? dedim.
Yineledi,
-Noldu sana?
-Çok mu belli?
-Hayır ama gözlerin parlamıyor, dedi.
Yine gülümsedim.
-Artık seninle böyle şeyler konuşamam, salla, senin ne işin var burda? dedim.
Bir şeyler söyledi ama, o sırada şarkının en güzel yerlerinden birini söylüyordu Aylin.
"Geçmişi bırak, yoluna bak"
Dinle-ye-medim onu.
Gülümsedim.
-Görüşürüz, dedim.
Ama o, omzuma dokunmuştu.
Dokunsalar,ağlayabilirdim.
Artık ağlayabilirdim aslında.
Etiketler:
başkan,
didem çiftçi





